GÜNCEL
Giriş Tarihi : 19-12-2020 19:21   Güncelleme : 19-12-2020 21:22

Bahçeşehir Kurucu Belediye Başkanı Kemal Aydın'dan DPT ve Deprem gerçeği... "İşin doğrusu" (4.Bölüm)

Bahçeşehir'in kurucu Belediye Başkanı Kemal Aydın ses getiren yazı dizisi olan "İşin Doğrusu" 4.bölümü ile karşınızda... Başkanlığı döneminde Bahçeşehir'de uygulanan başarılı yönetim modelini ve Türkiye'de deprem gerçeğini en ince ayrıntılarıyla masaya yatıran Kemal Aydın yeni yazısı ile yine ses getirecek.

Bahçeşehir Kurucu Belediye Başkanı Kemal Aydın'dan DPT ve Deprem gerçeği...

İşin Doğrusu…

Sevgili Okurlar! Başbakan ve Bakanların TBMM üyeleri arasından seçilerek kurulan hükümetler, hem meclisin, hem de Danıştay’ın denetimine tabiydi! Kuvvetler ayrılığına dayalı hukuk devleti olarak da tarif edebileceğimiz bu dönem, ne yazık ki 24 Haziran 2018 seçimleri ile son buldu! Hukuk Devleti gitti, yerine Kanun Devleti geldi!

2,5 yıldır Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi tarafından yönetilen Türkiye’ de; demokratik, siyasal, ekonomik, sosyal, kültürel yaşamdaki kazanımlarımız bir bir elimizden alınıyor! Bu duruma itiraz eden, biraz sesini yükselten vicdanlı insanlara, nöbetçi milletvekili adayları tv açık oturumlarında saldırıya geçiyorlar…

İzleyicinin gerçekleri öğrenmesini engellemek için gündemi değiştirme başarısı yüksek olanlar, İktidar milletvekili olacağını biliyor! Çünkü daha önce aynı görevi yapanlar, bugün TBMM çatısı altında milletvekili olarak görev yapıyorlar. Hatta aralarında Parti Grup Başkan Vekili olanlar bile var… 

“Ey efendiler! Sorgulamayan insan cahil, sorgulatmayan insan ise zalimdir!’’ derken, Atatürk; hayatlarımızı çalmaya niyetli olanlara karşı mücadeleye, etrafınızda olan biten olayları sorgulayarak başlayın demiş olmuyor mu?

İnşaata Dayalı Büyüme Model’inin siyasal sistemimiz üzerinde oluşturduğu tahribatın bir sonucu olarak; kuralsızlıkların kural, yasa tanımazlığın yasa haline geldiği bir dönemde yaşıyoruz. Gözümüzün önünde işlenen suçlara, haksız, hukuksuz uygulamalara seyirci mi kalacağız?

Yönetenlerin görev ihmalleri yüzünden yaşanan can ve mal kayıplarının, ‘sanki kadermiş gibi sunulmasını’ öylece kabul mu edeceğiz?

Ormanları yakanlara, hayvanlara işkence edenlere, su havzalarımızı, verimli tarım arazilerini imara açanlara, betona boğanlara; kadına şiddet, çocuğa taciz, yaşlıya eziyet edenlere, yoksulu çöpteki kuru ekmeğe mahkûm edenlere sessiz mi kalacağız? Hayır, kalmamalıyız! Demokratik haklar için büyük bedeller ödemiş bir milletin evlatları olarak...

YAZININ DEVAMI İÇİN TIKLAYINIZ...