CHP
Giriş Tarihi : 19-04-2021 11:05   Güncelleme : 19-04-2021 11:05

Kılıçdaroğlu: Liderler öne çıkınca otoriterlik kaçınılmaz

Kılıçdaroğlu: Liderler öne çıkınca otoriterlik kaçınılmaz

Saha çalışmalarında vatandaşların “Biz CHP’yi böyle bilmiyorduk” dediğini ifade eden Kılıçdaroğlu, “Çünkü rakiplerimiz CHP’yi onlara anlatıyor. Biz kendimizi anlatmamışız” dedi.

 

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu partisinde bir süredir uyguladığı saha çalışması sistemini ve aldıkları sonuçları Milliyet’e anlattı.

Kılıçdaroğlu, “Bir ile bir milletvekilinin gitmesi ve orada çalışması yetersiz, çok görünür olmuyor. CHP’nin oraya gittiğini önce bir görünür kılmamız lâzım. Onun için sayısal bir büyüklüğe ihtiyacımız var. 10 kişi, 15 kişi, bazen 25 kişi... Sadece kent merkezine değil, ilçelere de gitmek zorundalar görünür olmaları için. Artı belli büyüklükte olan köylere de gitmek zorundalar. İlçelere mesela, CHP’liler çok az gitmişler veya köylere hiç gitmemişler. İlk kez bir CHP milletvekili geliyor, istedikleri soruyu soruyorlar, o da yanıtlıyor. Tabii diyorlar ki ‘Biz CHP’yi böyle bilmiyorduk.’ Çünkü bizim rakiplerimiz CHP’yi onlara anlatıyor. Biz kendimizi anlatmamışız. Biz de ‘Rakiplerimiz bizi size anlatıyor, gelmediysek buraya tabi sorumluluk bize ait, size ait değil’ diye söylüyoruz” dedi.

CHP lideri Kılıçdaroğlu, Milliyet Gazetesi Ankara Temsilcisi Didem Özel Tümer ile parlamento muhabiri Mehtap Gökdemir’in sorularını parti genel merkezindeki makamında yanıtladı.

- CHP’nin sağa kaydığı eleştirileri yöneltildiğinde, sağ ve sol kavramlarının 18. yüzyıla ait olduğunu söylemiştiniz. Bugün sağ ve sol kavramlarının içi nasıl dolduruluyor? Günümüzde siyaseti bu kavramlar üzerinden yapmanın bir anlamı var mı?

Bu kavramların politik, tarihsel bir derinliği var. Birdenbire insanların, düşünenlerin yaşamından kesip atmanız mümkün değil. Ama bir de hayatın gidişi var. Hayatın gidişi şu; geçmişte 18. yüzyıldan başlayarak günümüze kadar, solun yapmak istediği pek çok şeyi sağ da yaptı. Sağın yaptığı pek çok şeyi sol da yaptı. Dolayısıyla ben 21. yüzyılın ‘sağ’, ‘sol’ kavramları üzerinden değerlendirmekten çok, demokrasi ve otoriter yapılar, rejimler üzerinden değerlendirilmesi gerektiğini düşünüyorum. 21. yüzyılda insanlar demokrasi istiyorlar. İster sağcı, ister solcu olarak tanımlayalım. İster kadın, ister erkek, ister sosyal kimlikler üzerinden manavdı, bakkaldı, emekliydi, polisti, memurdu... Dolayısıyla herkes demokrasi istiyor. Çünkü düşüncesini özgürce ifade etmek istiyor.

‘Liderler öne çıkınca otoriterlik kaçınılmaz’

Kurumların değil, liderlerin çok öne çıktığı ortamlarda, lider bir süre sonra, “her şeyi ben bilirim, ne demek sağ, sol kavramı, bana soracaksınız, ben karar vereceğim, dolayısıyla tek karar verici benim” (diyor). Bu otoriterliği, lider açısından kaçınılmaz hale getirebiliyor. Onun etrafındaki birinci, ikinci, üçüncü halkalar da “lider, evet, en iyisini o bilir” diyorlar. Ondan sonra da farklı bir şey çıkıyor ortaya. Türkiye gibi, Amerika’da Trump gibi, hindistan’da Modi gibi, Macaristan’da Orban... Bunlar siyaset bilimcilerin de zaten dikkatini çekmeye başladı. Yani dünya nereye gidiyor? 21. yüzyıldayız, Amerika’da demokrasi, demokratik kurumlar diyorduk ama parlamento basıldı. Neden? Tek adam rejimi diye ya da otoriter rejim diye tanımladığımız rejimin toplumu getirdiği nokta açısından. Bu açıdan, günümüzde demokrasiyi hepimiz için istemeliyiz. Hepimiz düşüncelerimizi özgürce ifade edebilmeli, toplumu aydınlatabilmeliyiz. Ve sonuçta da, demokratik kurallar içerisinde sandığa gitmeliyiz, toplum sandıkta vereceği oy ile kimi iktidar yapmak istiyorsa da ona da saygı göstereceğiz.

- Sizce insanlar siyasi partilerin kendileri için çözüm üreteceğine inanıyorlar mı? Kimi görüşlere göre, siyaset yerine, STK’lar gibi başka platformlar ifade için tercih ediliyor... Sizce insanlar siyasetle daha mı az ilgileniyor?

Toplumun eğitim düzeyi yükseldikçe, görüşü, düşüncesi, pozisyonu ne olursa olsun, insanlar belli noktalarda var olan sorunları çözmek için bir araya gelip o sorunun çözümüne katkıda bulunmak istiyorlar. Yani sivil toplum örgütü (STK) kurmak istiyorlar. Örneğin sadece Kaz Dağları’yla ilgili... Kaz Dağları’nın sorunu ya da orada altın aramayla ilgili yapılan çalışmaya, yapılan sözleşmeye, toplum tepki veriyor. Bakıyorsunuz Hakkari’deki insan da aynı tepkiyi veriyor, “doğa neden tahrip ediliyor” diye?

‘İstedikleri soruyu sorup yanıt alıyorlar’

- Salon toplantılarını mitinglerden daha önemli görüyorsunuz... Bir yandan da 20 milletvekili bir ile gidiyor, Ekonomi Masası geziyor, siz ayrıca dolaşıyorsunuz, birkaç koldan faaliyet var. Nasıl geri dönüşlerden alıyorsunuz? Sahadaki milletvekillerinden aktarılan notlar neler? Teşkilatlar nasıl bir performans sergiliyor?

Bir ile bir milletvekilinin gitmesi ve orada çalışması yetersiz, çok görünür olmuyor. CHP’nin oraya gittiğini önce bir görünür kılmamız lazım. Onun için de sayısal bir büyüklüğe ihtiyacımız var. Kaç kişi? Bunu il başkanı belirliyor. 10 kişi, 15 kişi, bazen 25 kişi... Hep milletvekili değil, mesela milletvekili olmayan ama Parti Meclisi üyesi olan arkadaşlar da gidiyorlar. Orada sadece kent merkezine değil, ilçelere de gitmek zorundalar görünür olmaları için. Artı belli büyüklükte olan köylere de gitmek zorundalar. O ilçelere mesela CHP’liler çok az gitmişler veya köylere hiç gitmemişler. İlk kez bir CHP milletvekili geliyor, istedikleri soruyu soruyorlar, o da yanıtlıyor. Onlar tabii diyorlar ki, “Biz CHP’yi böyle bilmiyorduk.” Çünkü bizim rakiplerimiz CHP’yi onlara anlatıyor. Biz kendimizi anlatmamışız. Dolayısıyla biz de “Rakiplerimiz bizi size anlatıyor, gelmediysek buraya tabi sorumluluk bize ait, size ait değil” diye söylüyoruz.

‘NASIL ÇÖZECEĞİNİ SÖYLEMEN GEREKİR’

Bazı siyaset bilimciler, önümüzdeki yüzyıl içerisinde siyasi partilerin büyük ölçüde kan kaybedeceklerini, bunların yerine STK’ların daha güçlü olarak ortaya çıkacağını ifade ediyor. Çünkü STK’lar belli bir soruna ya da belli bir amaca odaklanıyor. O amacı gerçekleştirmek için, gönüllülük hareketi üzerinden yani kendi cebinden gerekirse masrafını karşılayarak, bunu çözmeye çalışıyor. Dolayısıyla, bunun halkta kabulü daha fazla. Ama STK’ların siyasi partilerden farkı şu; siyasi partiler en büyük örgüt olan devleti yönetmek üzere geliyorlar. STK’lar devleti yönetmiyorlar aslında, arada çok büyük bir fark var. Maliye Bakanlığı, Genelkurmay, Merkez Bankası vesaire olduğu sürece, bir devlet var, kurumsal bir kimlik. Bu devleti kim yönetecek? Dünyada bu devleti siyasi partiler, geliyor “Ben devleti yöneteceğim” (diyor). Ne kadar? Yasaların öngördüğü süre içinde, 5 yıl, 2 yıl, 3 yıl. Sonra halkın hakemliğine başvuruyorsunuz. STK’larda ise devleti yönetme, şu anda öyle bir örgüt çıkmadı. Öyle bir örgüt çıkarsa, o kendisini siyasi parti olarak tanımlayacaktır. Almanya’da mesela, Yeşiller çıktı. Sivil toplum örgütünün güçlenmesinin ortaya çıkardığı bir tabloydu. Var olan hukuk sistemi içinde partileşmesi lazım. Bizde henüz o aşamaya gelinmiş değil. Sivil toplum örgütleri hala çok güçlü değil. Çok güçlü olmasını isteriz. Eğer STK’lar çok güçlü olursa, siyaseti denetleme konusunda çok daha iyi sonuçlar doğurabilirler. Siyasi partiler denetlendiği zaman hata yapmamaya özen gösterirler, eleştirileceğim diye.

- STK’larla siyasi partiler arasında karşılıklı etkileşim var ama her konuda mutabakat sağlayıp oydaştıklarını söyleyemeyiz herhalde.

STK’lar söylem ve sayısal olarak ne kadar güçlü olursa, siyaset kurumunun o kadar odağında olur. Yani, onların taleplerini görmezlikten gelemez. ‘Ben sizin sorunuzu çözeceğim’ der. Onların herhangi bir seçimde kendilerine destek vermelerini sağlamak için. Örneğin EYT’liler var şimdi, emeklilikte yaşa takılanlar. İktidar partisi hariç bütün partilerin odağında aslında. Bir anlamda evet, bunlar örgütlendiler, bir araya geldiler. ‘Sizin sorununuzu ben çözeceğim’ diye çıkıyoruz ortaya. Onlar da tabi haklı olarak şunu soruyorlar, “Nasıl çözeceksiniz? Bizi ikna etmeniz lazım.” Bu ne anlama geliyor? Bu, STK’nın ortaya koyduğu amacı çok içselleştirdiğini gösteriyor. Yapay bir şey değil. “Bak eğer çözeceğim diyorsan, nasıl çözeceğini de bana söylemen gerekir ki ben sana oy vereyim.”

Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği (ÇYDD) temel amacı, yoksul ailelerin çocuklarına, özellikle kız çocuklarına burs vermek. Yine toplumun her kesiminden insanın destek verdiği bir şey bu. Emeklilikte yaşa takılanlar öyle değil. Her bir sivil toplum örgütünün farklı amaçları var. Siyaset kurumu, bu amaçlara hizmet edebileceğini söyleyecek söylemler geliştirir.

‘81 ilden durum raporlar geldi’

Şöyle bir tabloyu aktarayım size, pandemi döneminde biz sadece esnaflarla ilgili 81 ile milletvekili arkadaşlarımızı görevlendirdik. 81 ilden raporlar geldi. Fethi Hoca’ya (Genel Başkan Yardımcısı Fethi Açıkel) dedim ki, “Hocam, birisi pandemi döneminde esnafın durumu nedir diye bir araştırma yapsa veya bir doktora tezi hazırlasa, 81 ilin bütün verileri bizde var. Gelsin verelim, otursun, bunu bilimsel olarak analiz etsin.” Ayrıca KOBİ’lere gönderdik. KOBİ’lerde durum nedir? Ben oradan bir şey öğrendim, onu da itiraf edeyim. Hakkari’nin organize sanayi bölgesi olmayan tek il olduğunu öğrendim. Dolayısıyla, oradaki insanların şikâyetleri nedir, beklentileri nedir, iktidardan, bizden? Sorunlarını nasıl aktarıyorlar, onların dilinden bunlar var bizim elimizde. Gerçekten şu anda ekonomik olarak ve sosyal olarak Türkiye’nin analizini çok daha rahat, çok daha güçlü yapabilecek veriler var. Bunun bir bilim insanı tarafından ayrıca irdelenmesi gerekiyor. Çok daha güzel sonuçlar çıkabilir oradan.

Melih Aytaç ORTARA / İçerik Editörü
melih@sakinca.com